Türkiye Körler Federasyonu Logosu
 Son Güncelleme Tarihi : 23 Eylül 2017 Cumartesi
  Ana Sayfa Yap - Sık Kullanılanlara Ekle
Anasayfa
İletişim
Tüzüğümüz
Üyelerimiz
Yönetim Kurulumuz
Duyurular
Faaliyet Raporu
Videolar
Uluslararası
Arşiv
Engelli Mevzuatı
Beyaz Baston Klibi
Yorum ve Makaleler
Türkiye Körler Federasyonu ve İmza Sorunu
İlgili Kurum ve Kuruluşlar
Örgüt Şeması ve Erişim Bilgileri
Engelli Aileleriyle Dayanışma

Özel Eğitim Komisyon Raporu

3. Uluslararası Kör ve Az Görenlerin Eğitimi, Rehabilitasyon Sorunları ve Çözüm Önerileri Sempozyumu
   

ÇOK YORULDUK YARIM KALMAKTAN

Çok yorulduk yarım kalmaktan. Her şeyimiz yarım. Bitmemiş, olmamış, eksik…
ne okula gidebildik, ne okuldan vaz geçebildik.
ne işe girebildik, ne çalışabildik…
Siyasete bulaştık: ne söz söyleyebildik, ne susabildik. Konuştuk dinlemediler, sustuk anlamadılar…
Sakat dediler kırıldık, özürlü dediler incindik, engelli dediler inanmadık…

birkaç gün önce, iş yerinde komisyon toplantısında yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşarak söze başlamak istiyorum.
Toplantıda ele alınacak görüşme konularından birisi de;evde bakım ücreti ödemelerinin değerlendirilmesiydi. Bu konu tartışılırken kendisine ödeme yapılması komisyon kararıyla uygun görülmeyen bir engellinin başbakana kurum görevlilerini şikayet etmesi üzerine başbakanlıktan durumun araştırılması için;müdürlüye gönderilen yazının tartışılması esnasında; görüş bildirenler arasındaadeta ağız birliyi edilmiş gibi; söz alanlar tarafından engellilerin çok kavgacı, saldırgan, memnuniyetsiz, doyumsuz, alıngan, hassas kişilikte oldukları; her şeyi öznel değerlendirdikleri ifade ediliyordu.
toplantıdabütün engellileri içeren, önyargılı, haksız Konuşulanlardan iyice sıkılmaya, rahatsız olmaya başlamıştım. etrafıma bakınarakBir yutkundum, iki yutkundum.amane çare;susmak bir yana engellilerin kişilik özellikleri, algılamaları üzerine en uzmanpisikiyatrisleretaş çıkartacak eleştiri ve değerlendirmelerinşiddetigittikçe artıyordu. En sonunda dayanamadım ve konuşmaya başladım.
-“Neden burada olayı sadece engelliler açısından ele alıyorsunuz? Bu eksik ve önyargılı bir değerlendirme değil mi? Ayrıca soruyorum size: Toplumda dezavantajlı olan kim alıngan, hassas değil?”
Uzun zamandır mesai arkadaşı olduğumuz bir şube müdürü, Sözlerimi bitirmemibeklemeden; beni daha çok kızdıran şu tümceleri ifade etti.
--“size ne oluyor canım! Bu konuda Neden bu kadar hassas davranıyor,gereksiz yere alınganlık ediyorsunuz? konunun sizinle ne ilgisi var? biz sizi onlardan  çok farklı görüyoruz.” Demez mi.
Bu defa iyice sinirlendim. Daha yüksek sesle,oldukça ciddi bir şekilde konuşmaya başladım.
-“şimdi soruyorum size; bedeninde Yarası olan kim orasını dış etkilere karşı özellikle korumaz! Kim yarasını Kalın kalın sargı bezleriyle Sarmaz! ya yara yürekte ise? o zaman burada hiç düşünmeden belirttiğiniz gibi; ne yazık ki fazla hassas, alıngan oluveririz, işte böyle. kadın arkadaşlar, hanginiz eşinizya da erkek arkadaşınıztarafından fazla hassas, alıngan, abartılı olmakla suçlanmadınız acaba?Ya, meslek çalışanı arkadaşlar sizler;her türlü şiddete, tecavüze uğramış;ölümden dönmüş madurlarlaya da anneleri gözlerinin önünde vahşiğce dövülen, öldürülen çocuklarla görüşürken; hanginiz onlara karşı olağanüstü hassas davranmıyorsunuz? Bu konuda kendisi de dezavantajlı olarak tanımlanan ve dezavantajlı insanlara hukuk hizmetisunan biri olarak ben;sadece iş yaşamımda karşılaştığım örneklerden yola çıkarak  konu hakkında burada sizlere akşama kadar sunum yapabilirim.” dedim.

Sözlerim toplantı salonunda adeta bir şok etkisi yaratmıştı. suçüstü yakalanmış bir çocuğun utancıyla artık hiç kimse konuşamıyordu. Çaresiz yine söze devam etmek zorunda kaldım.
-“Şimdi siz, benim size kırıldığımı, alındığımı ve bunu nasıl telaffi edeceğinizi düşünüyorsunuz değil mi? Sakın Böyle düşünmeyin. Çünkü ben sizlerden daha farklı değilim ki. Gerçekten, söylediklerinize kırıldım, alındım diyelim;bu neyi değiştirir? Üstelik hangimiz hassas, alıngan değiliz? Belki sadece hassasiyet ve alınganlık gösterdiğimiz alanlar farklı.”
Bunun üzerine ortam yumşadı.veSonra şube müdürü olan bir görevli söz alarak; eşinin onu hassas, duyarlı bulmadığı için sırf bu nedenle sürekli kavga ettiklerini anlattı. Sonra ise; müdüryardımcısı, Babasının görevi nedeniyle ilkokula giderken diyarbakırın bir köyüne yerleştiklerinde, kendisinin kürtçe bilmediği için köydeki diğer çocuklar tarafından nasıl dışlandığını ifade etti.

Toplantı sonrası odama gittiğimde şimdi istanbulda avukatlık yapan,hukuk fakültesinden beri yakın arkadaşımınziyaretime geldiğini ve beni beklediğini gördüm.
aklım hala toplantıda konuşulanlardaydı. Bu yüzden çok rahat bir şekilde ona öylesine sordum;
-“Söyle bakalım ben alıngan, böyle afralı tafralı biri miyim? Aslında değilim; biliyorum ama, yinedemerak işte.” 
Ah keşke Sormaz olaydım, ne dertliymiş meğer arkadaş, ters bir anında mı sormuştum? Yoksa odada onu çok mu bekletmiştim?
-“Ne demek alıngan değilim! ne demek! Ömrümü yedin sen, üniversite yaşamımın neşesini kaçırdın. Aklım çıkıyordu seni kıracağım, küstüreceğim diğe. Bir tribe başladın mı artık bitiyordu her şey, dünyayı gözün görmüyordu, dünyamı karartırdın o zamanlar.” demesin mi? bu dost bildiğim adam.
-“Sus sus” dedim, ” yazık sana verdiğim yıllarıma.”
ama sustur susturabilirsen.
-“Amfide sana yer tutmadık diye küser, gider koca sınıfın en ucuna otururdun. senin sınav notuna bakmadık diye böyle gözlerin dolar, bir daha sohbete katılmazdın. on dakikadan fazla bir yerde bekletmeyelim o hafta yüzümüze bakmazdın, kaç kere bucadanşirinyerekadar koştuğumu bilirim senin yüzünden…” diye sayıp döküyordu hala.
Ben:
-“Aman ne olur, sus artık. odaya yandakiler gelecek bu ne, kavga mı var diye” dedim de, ancak öyle kapatabildim konuyu.

Sonra aldı beni bir düşünce, kendimde yine de suç bulamadım.
Acaba alıngan hassas kişilikte olmak çok mu kötü? Hem insanlar öyle durduk yerde mi alıngan, hassas oluveriyorlar?  Alınganlıktan kurtulmak için özgüven duygusumu gerekiyor? Ama özgüven zor iş. Bunun yerine pervasız, umursamaz ve vurdumduymaz olmakta iş görmez mi?
 bazı uzmanlar tarafından; alınganlığın, özgüven eksikliği olan kişilerde görüldüğü ifade edilirken; bazılarına göre ise; alınganlık durumufazla mükemmeliyetçilikle bağdaştırılmakta ve alınganlığın megaloman olmakla da ilgisi olduğu belirtilmektedir.
Bu tanımlamalar çelişkili olduğuna ve henüz uzmanlar açısından da alınganlık özelliği gösteren insanlara yönelik ortak tanımlama bulunmadığına göre her birey alınganlık gösterebilir.
Engelliler, kadınlar, yani bu toplumda ötekileştirilen, gözardı edilen bireyler alıngan olmasınlarda ne yapsınlar?

İşte tam Burada ele almak istediğim önemli bir konu var.
Hiç düşündünüz mü?
Acaba neden engelli hakları sözleşmesinin amacı ve ilkeleri birleşmiş milletlerce kabul edilen diyer 6 insan hakları sözleşmesinden daha farklıdır?
Zira engelli hakları sözleşmesinde Bir insan hakları sözleşmesi için alışılmadık bir şekilde, sözleşmenin 1. Maddesindesözleşmenin amacının; tüm engellilerin, tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanmasının teşvik edilmesi, korunması ve sağlanması ile; onların doğuştan sahip oldukları onura saygının güçlendirilmesi olduğu beyan edilmektedir.
Sözleşmenin hedeflerinin, amaçlarının ve esas maddelerinin her birinin temelinde bu anlayış yatmaktadır.
Sözleşmede sıkça belirtildiği gibi, engellilerin de herkesle eşit bir temelde insan haklarına sahip olduklarıdır.
Bu yüzden sözleşmenin amacı, engelliler için yeni haklar icat etmek olmayıp Sadece, engellilerin de herkesle aynı haklara sahip olduklarını açıklığa kavuşturmak ve bunun uygulamada gerçekleşmesini garantiye almak için, devletlerin ne yapmaları gerektiğini, tam olarak sözcüklere dökmek olmuştur.
sözleşmenin genel ilkeleri, 3. maddede belirtilmektedir. bunlar, üzerinde önemle düşünülmesi gereken çok temel ilkelerdir.
Bunların ilki, onur ve farklılığa saygı. Sözleşmenin temelinde yatan genel ilkelerden biri, bu engelli insanların onuruna saygı ve farklılığa saygı kavramıdır. Her insanın, insan olduğu için saygı görmeye hakkı olması da genel insan hakları projesinin bir parçası olmalıdır. ancak bunun, engelliler bağlamında yeniden belirtilmesi gerekmiştir. Zira: üzülerek söylemeliyiz ki, çok fazla miktarda kanıtın da desteklediği üzere, engellilerin onuruna çoğu kez saygı gösterilmemektedir. Farklılığa saygı ise; insanların farklı olabileceği fakat hala insan oldukları ve aynı temele dayanarak onurlarına saygı duyulması gerektiği düşüncesini ifade etmektedir.
Özerklik ve bağımsızlık, sözleşmenin diğer bir genel ilkesidir. Özerklik ve bağımsızlığın her ikisi de diğer insan hakları sözleşmelerinde belirtilmeyen meselelerdir çünkü onların belirtilmelerinezaten gerek duyulmamaktadır. Diğer insanların çoğu için, özerklik gibi bir hakları olduğunu söylemeye bile ihtiyaç yoktur. Engelliler içinse sözleşme, engellilerin, gerekirse destek alarak, özerk olmaya hakları olduğunu ve yine gerekirse destek alarak, bağımsız olmaya hakları olduğunu bir kez daha vurgulamak zorunda kalmıştır.
Evet gerçekten çok yorulduk yarım kalmaktan; çok yorulduk toplumun ahlaki açıdan ilerlemesini beklemekten…
şimdi ahlaki ilerleme de ne, oda nereden çıktı?derseniz eyer;  En yalın tanımı ile ahlaki ilerleme insan dayanışması ve bu dayanışmanın artması demektir.
Yine kanımca Ahlaki ilerleme, kabile, din, ırk, örf ve adet, cinsiyet gibi geleneksel farklılıkları önemsiz görebilme yeteneği, kendimizden son derece farklı insanları “biz” kategorisinde düşünebilme becerisidir.
“İnsanlara karşı, yalnızca insan oldukları için yükümlülüklerimiz var” diyor Kant. Bu maksimin doğru yorumu “biz” duygusunu olabildiği kadar genişletmeye çalışmak ve kendimizi bu yönde terbiye etmektir.
Bunu yaptığımızda “biz” duygusunun en önemli sonucu ve ahlaki ilerlemenin en somut göstergesi olan dayanışmayı bulunmuş değil, yapılmış; tarih dışı bir olgu olarak tanınmış değil, tarih boyunca üretilmiş bir şey olarak görmeye başlarız. Bu da bizi, içgüdüsel olarak ya da aldığımız terbiyenin, eğitimin, edindiğimiz kültürün gereği olarak “biz” değil, “onlar” olarak düşündüğümüz insanlara yaklaştırır.
“İnsan Hakları” dediğimiz haklar kategorisi de esasen “biz” değil, “onlar” olarak düşündüğümüz insanlarla yakınlaşmamızdır, tüm insanlarla dayanışmamızdır, insanlara karşı salt insan oldukları için ahlaki yükümlülük ve sorumluluk duymamızdır.

O zaman kuşkusuz hepimiz biraz alıngan olabiliriz. Karşımıza çıkan olaylar, davranışlar ve kişilere karşı kırılganlıklarımız olabilir. Ayrıca Biraz alıngan olmaktan kimseye zarar gelmez.
Ama önemli olan; Birbirimizden aldığımız destekle güçlenmek, mücadelemizi birlikte yükseltmek. ufkumuz var ise, tarihsel acılarımızın hesabını birbirimizden çıkarmama konusunda sorumluluğumuz da olmalıdır. Elbette yüzleşmeli, sarsılarak değişmeliyiz. Elbette görmeyi yeniden öğrenmeliyiz. Yeter ki geçmişin hesabının üzerimize yıktığı duygular bizi güçten düşürmesin… Yürüyeceğiz daha.

Müjgan bilgen özen.




© Türkiye Körler Federasyonu - 2014


 26.9.2017 Günlük İstatistik   Tekil : 166 - Sayfa Görüntülenme : 187 - Toplam : 244727

Kocaeli Bilişim Web Tasarımı Hizmetleri